Hayata Dair Paylaşımlar

Türk Edebiyatında Mektup

114

Türk Edebiyatında güzel cümle, içerik ve kurgularla ölümsüzleşmiş pek çok eserin yanı sıra, son yıllarda dikkate şayan bir artışla talep gören her biri bir “eser” niteliğinde sıkça sahibinin ya da atfedilenin mahremiyetine ince sözlerle ışık tutan mektuplar da yadsınamaz bir alan oluşturmuşlardır.

Bir mütefekkir, bir şair ya da bir askerin anı niteliğinde, dönemin dar iletişim koşullarına rağmen kendine yer bulan bu mektuplar kitap hâline getirilmişler ve ilgilisiyle kendi hikâyelerini karşı karşıya getirmişlerdir. Türk edebiyatında kendine alan kazanan bu türe örnek olarak yayımlanmış mektuplardan bazıları Nazım Hikmet’in Piraye’ye yazdıkları ile Cemil Meriç’in Jurnaller aracılığıyla okura ulaşan, Lamia Hanım’a duyduğu derin özlem ve aşkı anlatanlar dışında Enver Paşa’nın karısı Naciye’ye yazdığı ve Murat Bardakçı tarafından toparlanıp elimizin altına bırakılanlar en akla gelen örneklerdir.

Bu mektuplar bir döneme ışık tutması açısından dikkate değerken, aynı zamanda sahibinin mahremiyetini yansıtması açısından yayımlanmasının ne kadar doğru olup olmadığı tartışılır.

Mektup, hem çok eski bir iletişim aracı hem de bir o kadar eski edebî türdür. Tarihe adı kazınmış şahsiyetlerin mektuplarındaki hususi yazışmaların hâricinde sanat, toplumsal dünya görüşü, ruhsal çalkantılara yer verilmiş olması sebebiyle de okur, sanatçının ait olduğu akıma manipüle olma ve yahut bu ideolojisi doğrultusunda bilgi edinme şansına sahiptir.

Türk Edebiyatında Mektup Örnekleri

Türk edebiyatında atlanmaması gereken şahsi mektuplar; Sait Faik’in Tarık Buğra, Orhan Veli, Yaşar Nabi gibi sanatçı dostlarıyla yaptığı yazışmaların derlenmiş hali “Karganı Bağışla”, Memduh Şevket Esendal’ın kızına gönderdiği mektuplar “Kızıma Mektuplar” adıyla derlenmiş hatta bu mektuplardan bir tanesinde kızına çok iyi bir edebiyatçı olabileceğinden bahsediyor. Belki de en az kendi kadar iyi bir edebiyatçı. Bir diğer mektup derlemesi için Cemal Süreya’nın eşi Zuhal’e aşkını anlattığı satırlara dokunduğunuzda ya da Enver Paşa’nın Naciye’sine olan tutkusunu o satırlarda bulduğunuzda ‘bu kadar mahremiyet bana fazla’ diyebilirsiniz.

Nitekim mektup, yazın sanatının göz ardı edilemez en gerçek, en yalın, en samimi ve en çıkarsız bir türüdür. Bu maksatla e-postalar, hiçbir özellikleriyle mektupların yerini dolduramayacaklardır.

Yorumlar